İşgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlileri, mülklerini ve bereketli zeytinlikleri hedef alan Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırıları, Tel Aviv yönetiminin aşırı sağcı kanadınca yürütülen sistematik silahlandırma politikaları, cezasızlık zırhı ve sahadaki asker korumasıyla birlikte "devlet eliyle icra edilen bir terör" boyutuna ulaştı.İsrail devletinin bu suç ortaklığı; Filistin makamlarının tuttuğu kayıtlardan ibaret kalmayıp, İsrail medyasındaki çarpıcı araştırmalara, insan hakları örgütlerinin saha raporlarına, resmi hükümet kararnamelerine ve eski güvenlik bürokratlarının itiraflarına dayanıyor.Tabloyu tamamlayan son halkayı ise BM nezdindeki soruşturmalar ile Başbakan Binyamin Netanyahu kabinesinin aşırı sağcı bakanlarını hedef alan uluslararası yaptırımlar oluşturuyor.Söz konusu veriler, özellikle bölge halkının can damarı olan zeytin hasadı sezonunda tırmanan Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin şiddetiyle tam bir paralellik sergiliyor.Nitekim İsrailli insan hakları örgütü Yesh Din, 10 Ekim'e kadarki henüz iki haftalık dilimde dahi Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler ile İsrail askerlerinin imza attığı 377 şiddet olayını kayıt altına aldığını belgeliyor.İsrail askerleri saldırganları koruyorSaha verileri ve İsrail basınındaki haberler, İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarını engellemekte yetersiz kalmasının ötesine geçtiğini gösteriyor.Ordu, bu eylemleri engellememekle kalmayıp saldırganlara bizzat yardım etmek ve suçların üzerini örtmekle suçlanıyor.İsrail'in Maariv gazetesi, 28 Eylül'de yayımladığı haberde, Batı Şeria'da Filistinlilere ait mülklerin tahrip edilmesini de içeren geniş çaplı eylemleri "Yahudi terörü" olarak niteledi.Haberde, Ramallah'ın kuzeyindeki Sincil beldesinde İsrail askerlerinin, Filistinlilere ait zeytin ürünlerini çalan Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere yardım ettiği ve düzenlenen saldırıyı gizlediği yönündeki suçlamalara yer verildi.Öte yandan İsrailli muhalif Milletvekili Gilad Kariv, 4 Eylül'deki açıklamasında, ordunun yasa dışı yerleşim yerlerinden çıkan çetelere hizmet ettiğini belirterek, "Bu durum Filistin topraklarında artık kanıksanmış bir hal aldı." ifadesini kullandı.Kariv'in bu tepkisi, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin Batı Şeria'nın güneyindeki Halhul beldesinde bir Filistinliye ait üzüm bağını yağmalaması üzerine geldi.Tepkiler siyaset dünyasıyla da sınırlı kalmadı.
Geçen ağustos ayında 300'den fazla İsrailli yedek asker, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'e hitaben "Yahudi Terörüne Karşı Yedek Askerlerin Mektubu" başlıklı bir bildiri imzaladı.Yedek askerler, ordu yönetimini Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin terörünü dizginleyecek fiili yetkileri kendilerinden esirgemekle suçladı.
Mektupta, askeri bürokrasinin "sürtüşme olayları" olarak geçiştirdiği vakalara müdahale etmek üzere görevlendirildikleri, ancak saldırıları daha gerçekleşmeden önleyecek somut bir yetkiyle donatılmadıkları vurgulandı.Hükümet Filistin topraklarını gasbeden İsraillileri silahlandırıyor, takibatı gevşetiyorOrduya yöneltilen suçlamaların yanı sıra İsrailli bakanların imza attığı kararlar; Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarını kolaylaştırdığı, önlerini açtığı ve faillerin cezasız kalmasını teşvik ettiği gerekçesiyle sert eleştirilerin hedefi oluyor.Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 22 Ocak'ta silah ruhsatı alma şartlarının kolaylaştırıldığı bölgeler listesine Batı Şeria'daki 18 yasa dışı yerleşim yerini daha ekledi.Ben-Gvir'in ocak ayında açıkladığı verilere göre, politikaların gevşetildiği 2023 sonundan bu yana verilen silah ruhsatı sayısı 240 bini aştı.
Düzenleme öncesinde yılda ortalama 8 bin civarında seyreden bu ruhsatların Batı Şeria dışındaki İsraillileri de kapsadığı belirtildi.Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin yargılanması ve hesap vermesiyle ilgili bir diğer kritik adımda ise Savunma Bakanı Yisrael Katz, 22 Kasım 2024'te Filistinlilere yönelik terör saldırılarına karıştığından şüphelenilen Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere uygulanan "idari tutuklama" kararlarının durdurulduğunu duyurdu.
Söz konusu uygulama Filistinliler hakkında ise ayrım yapılmaksızın sürdürülüyor.Katz, kararını yerleşim yerlerinin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditleriyle savunsa da idari tutuklama, güvenlik birimlerinin ağır suçlara karışan Filistin topraklarını gasbeden İsraillileri resmi bir suçlama yöneltmeksizin gözaltında tutabilmek adına başvurduğu kısıtlı hukuki araçlardan biriydi.İsrail'in Kanal 12 televizyonunun haberine göre, İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak), kararın Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarıyla mücadele çabalarını baltalayacağı uyarısında bulunurken; Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich kararı memnuniyetle karşıladı.Hükümet politikaları yalnız silahlandırma ve hukuki takibatı gevşetmekle sınırlı kalmayıp, Filistin topraklarını ilhak etme adımlarına kadar uzandı.Maliye Bakanı Smotrich, 3 Eylül 2025'te Batı Şeria'nın yüzde 82'sini ilhak etme planını duyururken, bu planın temel ilkesinin bir Filistin devletinin kurulmasını engellemeyi amaçladığını açıkça dile getirdi.İki bakanı hedef alan Batılı ülkelerin yaptırımlarıSöz konusu politikalara yönelik tepkiler, insan hakları örgütlerinin raporlarıyla sınırlı kalmayıp İsrail hükümetindeki üst düzey yetkilileri şahsen hedef alan Batılı ülkelerin yaptırımlarına dönüştü.İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Norveç, 10 Haziran 2025'te radikal şiddeti körükledikleri ve Filistinlilerin haklarını ağır şekilde ihlal ettikleri gerekçesiyle Smotrich ve Ben-Gvir'i yaptırım listesine aldığını duyurdu.Alınan kararlar, iki bakanın varlıklarının dondurulmasını ve seyahat kısıtlamalarına tabi tutulmasını kapsadı.Fransa ise 9 Haziran 2026'da Batı Şeria'nın ilhakını ve gasbedilen topraklar üzerine kurulan yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesini savunması nedeniyle Smotrich'in ülke topraklarına girişini yasakladığını bildirdi.İsrail yönetim kademesinden suç ortaklığı tanıklıklarıİsrail yönetiminin suç ortaklığına ilişkin iddialar, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin terörü ile hükümet politikaları arasındaki doğrudan bağı gözler önüne seren İsrailli eski yetkililerin tanıklıklarıyla daha da güçleniyor.İngiliz The Guardian gazetesi, 24 Haziran'da aralarında eski Başbakanlar Ehud Olmert ve Ehud Barak ile 30'dan fazla eski güvenlik amirinin yer aldığı onlarca yetkilinin imzaladığı ortak bildiriye yer verdi.Bildiriye imza atan yetkililer, Netanyahu hükümetini Filistinlileri zorla yerinden etme ve topraklarını ilhak etme hedeflerine hizmet edecek şekilde Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarına zemin hazırlamakla suçladı.
Yetkililer; ordu, polis ve İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet'in (Şabak) de bu politikaya bizzat suç ortaklığı ettiğini vurguladı.Bölge savunma birlikleri ile yerleşim yeri güvenlik ekiplerine mensup İsrail askerlerinin saldırılara bizzat katıldığına ve işlenen diğer suçlara göz yumulduğuna dikkati çeken yetkililer, faillerin yargılanmasını talep ederek konuyu Yüksek Mahkemeye taşıyacakları uyarısında bulundu.Muhalefetteki Demokratlar Partisi Lideri Yair Golan ise 29 Eylül'de yaptığı açıklamada; Netanyahu, Smotrich ve Ben-Gvir hükümetini radikal unsurları teşvik etmekle ve cezasızlık ortamı tesis etmekle suçlayarak dökülen kandan doğrudan hükümeti sorumlu tuttu.Golan, 29 Ağustos'ta da Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin eylemlerini "Yahudi terörü" olarak nitelemiş; kundaklanan her Filistin köyünün ve siyasi koruma gören her saldırının bölgeyi daha büyük bir tırmanışa sürüklediğini belirtmişti.Saldırılara ilişkin çatlaklar devlet kurumlarının içine kadar uzandı.
İsrail'in Kanal 13 televizyonu, 5 Ekim'de İsrail'in aşırı sağcı Yerleşimler ve Ulusal Misyonlar Bakanı Orit Strock ile Şin-Bet Başkanı David Zini arasında yaşanan sert tartışmayı aktardı.Strock'un, Batı Şeria'daki şiddet olaylarının yegane sorumlusu olarak Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler gösterilmesine karşı çıkması üzerine Zini, "Gerçeklikten kopuksunuz." yanıtını vererek yönetimten Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarını açıkça kınamasını talep etti.Saldırıları devlet politikalarıyla ilişkilendiren soruşturmalarSöz konusu tanıklıklar, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin terörünü İsrail devletinin Filistin topraklarını el koyma politikalarıyla doğrudan ilişkilendiren BM soruşturmaları ve İsrailli insan hakları örgütlerinin raporlarıyla tam bir örtüşme gösteriyor.Birleşmiş Milletler (BM) Bağımsız Soruşturma Komisyonunun 8 Mayıs tarihli "A/HRC/62/22" kodlu raporunda, İsrail makamlarının Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarına doğrudan müdahil olduğu, saldırganlara mali ve askeri destek sağlayarak onları yargısal süreçlerden koruduğu sonucuna varıldı.Komisyon; "Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin şiddetini", İsrail devletinin yasa dışı yerleşim yerlerini genişletme, Filistin topraklarını ilhak etme ve bölge halkını zorla yerinden etme hedeflerini hayata geçirmede kullandığı bir enstrüman olarak değerlendirdi.İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem ise 2021'de yayımladığı "Yerleşimci Şiddeti Devlet Şiddetidir" başlıklı raporda, Tel Aviv yönetiminin doğrudan sorumluluktan kaçarken Filistin topraklarını gasbetmek için bu saldırıları bir araç olarak kullandığını vurguladı.B'Tselem, 14 Eylül'de yaklaşık 2 bin tanıklığa dayandırarak hazırladığı "Tasfiye Projesi" başlıklı raporuyla bu bulgularını daha da pekiştirdi.
Rapor; resmi kurumlar ile silahlı gaspçı gruplar arasındaki işbirliğini; yerinden etme, topraklara el koyma, Filistinlilerin dolaşım özgürlüğünü kısıtlama ve Filistin ekonomisini boğma eylemleri bazında ayrıntılarıyla belgeledi.Saldırıların boyutunu gözler önüne seren rakamlarSöz konusu uygulamaların vahameti, özellikle zeytin hasadı sezonunda tırmanan saldırı verileriyle net bir şekilde ortaya çıkıyor.İsrailli insan hakları kuruluşu Yesh Din'in verilerine göre Batı Şeria, 10 Ekim'e kadarki iki haftalık dilimde Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler ve İsrail askerlerince düzenlenen ve 162 Filistinli beldeyi hedef alan 377 şiddet eylemine sahne oldu.Söz konusu olaylar arasında zeytin üreticisi çiftçilere yönelik 58 fiziksel saldırı, 57 hasat engelleme vakası ve 100 ürün hırsızlığı yer alırken; sezonla bağlantılı 44 olayda İsrail askerlerinin saldırganların yanında hazır bulunduğu belgelendi.Bu paralelde Filistin Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Heyeti, 1-12 Ekim tarihlerinde 42'si ordu ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin ortaklaşa düzenlediği ve 136'sı zeytin hasadı sezonuyla doğrudan bağlantılı olmak üzere toplam 219 saldırı kaydetti.Hasat dönemindeki ihlaller kapsamında; 59'u Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, 19'u asker-gasbeden İsrailliler işbirliği ve 14'ü doğrudan İsrail askerlerince gerçekleştirilmek üzere çiftçilerin hedef alındığı veya topraklarına ulaşmalarının engellendiği 92 vaka ile 45 mahsul yağması ya da ağaç tahribatı rapor edildi.Heyet ayrıca, ekim ayının başından bu yana 3 Filistinlinin Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini bildirdi.Heyet tarafından açıklanan verilerde, 2026 yılı başından eylül ayı sonuna kadar Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin imza attığı toplam saldırı sayısının ise 5 bin 561'e ulaştığı vurgulandı.



